• Utku Yılmaz

Niobe'nin Dinmeyen Gözyaşları

İstanbul’da rahat koltuğumda otururken, aklımdan bir şiir geçti:

...

Türkçe'nin ferah gönlünce küfretmişiz

Olmuşuz kanlı bıçaklı

Yine de bir sevgidir içimizde

Böyle barış günlerinde saklı

...


Siyasetçi yerine şair olsa daha başarılı olacağını düşündüğüm, rahmetli Bülent Ecevit’in bu güzel şiiri şöyle başlar:

"Sıla derdine düşünce anlarsın, Yunanlıyla kardeş olduğunu"


Bir Salihlili olarak; kebap kardeşliğine değil, börülce kardeşliğine inandım hep. Bence insan “ne yerse odur” yemeği hangi yağ ile yapıyorsan/yiyorsan, oralısın; zeytinyağı ise Egeli, çiçekyağı ise Trakyalı.. İstanbul’da bile, bir Rumca şarkı, bana Egemi hatırlatır.


Egemden çok uzaklarda, İstanbul'a tatil dönüşü yeni gelmişken, barışın sadece insan isim olmadığı günlere hasretle yazıyorum. Biz Niobe’nin Çocukları’ydık. Neden ayrı düştük?

Yunan Edebiyatında ve Devlet Kanalında "Niobe'nin Çocukları"

Savaşlarda yakılıp yıkılan şehirlerden geriye ne binalar, ne arşiv kayıtları kalıyor ne yazık ki. Ulaşılan üç beş kaydı birleştiren Salihlili gönüllü değerli Mustafa Uçar’ın anlattıklarından edindiklerimi biraz araştırmayla birleştirerek bir insan, dolayısıyla bir şehir hikayesi edindim:

Savaş zamanı Salihli’de olan biteni gün be gün yazan tüccar Mikail Athanasiadis Atina’ya mübadele ile gönderilen Rum vatandaşlardan sadece birisidir. Ailesine, şehirlerinin son birkaç yılını 8 defter ile miras bırakır. Oğlu Tasos Athanasiadis, Salihli’de doğup Atina’da büyür ve hukuk eğitimini Atina’da alır. Avukatlığının yanı sıra sanatla da ilgilenir. Babasının savaş güncelerini kurgulayarak 3 ciltlik bir kitap haline getirir. O yıllara dair gerçekçi ve dolayısıyla acı verici bir hikaye oluşur. Yunan devlet kanalında yayınlanmak üzere, 2003-2008 yılları arasında 5 sezon dizi haline getirilir: "Niobe'nin Çocukları"

Bu dizinin ilk bölümünü internet üzerinden izledim. Rumca altyazıyla Türkçe verilmesi nedeniyle dizi hakkında biraz fikir sahibi oldum. Ve birkaç satır cümle yılların bu topraklar için hiçbir şeyi değiştirmediğini gösterdi bana:

Düşman olmamız için bir sebep var mı?

Yabancılar arzu ediyor diye.

Bu kadar sene burada beraber bir güzel yaşamadık mı?

Ha Batı’da, ha Doğu’da; bu kadar sene beraber bir güzel yaşamadık mı?


Niobe’nin hikayesi, evlat acısı çeken tüm kadınları güçlü gözyaşlarında birleştirir:

Lidya Kralı Tantalos’un kızı Niobe’nin, doğurduğu altı kız ve altı erkek evladıyla övünmesi Tanrı Zeus’un Leto’dan olan çocukları Apollon ve Artemis’i kızdırır. Niobe’nin kız evlatları Artemis, erkek evlatları Apollon tarafından öldürülür. Evlatlarının başında günlerce, hiç susmadan ağlayan Niobe’ye acıyan Tanrı Zeus, bu acıya son vermek için kendisini taşa çevirir. Manisa’daki Ağlayan Kaya’nın Niobe olduğu, sızan suyun Niobe’nin dinmeyen gözyaşları olduğu söylenir. Niobe’nin dinmeyen gözyaşları, evlat acısı çeken/çektirilen her kadının simgesi haline gelir.


Homeros’un İlyada Destanı’nda şu şekilde geçer:

...

oysa on iki çocuğu ölmüştü sarayında,

altı kızı ve yetişkin altı oğlu.

apollon öfkelenmişti niobe’ye,

öldürmüştü oğullarını gümüş yayıyla,

kızlarını da okçu artemis öldürmüştü,

niobe, güzel yanaklı leto ile bir tutuyordu kendini,

diyordu: leto iki çocuk doğurdu,bense bir düzine.

iki kişi, apollon’la artemis, öldürdü hepsini.

ölüler yatıp kaldılar kanlar içinde,

kimsecikler yoktu onları gömecek,

herkesi taşa çevirmişti kronos oğlu (zeus).

göklü tanrılar gömdü ölüleri onuncu günü,

işte o gün yemek geldi niobe’nin aklına,

gözyaşı dökmekten yorgun düşmüştü.

bugün sipylos kayalarında, ıssız doruklarında,

akheloos ırmağı kıyısında oynaşan su perilerinin

yatakları var derler ya, işte oralarda,

tanrı buyruğuyla taş olmuştur niobe,

...


Nihayetinde, evlat acısının, gözyaşının rengi, coğrafyası yok.


"Niobe’nin Çocukları" dizisinin ilk bölümünü izlemek için:

Sevgiler,

Utku