• Utku Yılmaz

TEDx Konuşması Yaptım

Yaşamaz, yaşasa da konuşmaz, yürümez denilen bir çocukken 33 yıl sonra, minik adımlar atarak kendi hikayemi TEDx sahnesinde anlattım.

Yaşamamı, yürümemi, konuşmamı sağlayanlara, hatta bu toprakları emanet edenlere teşekkür ederken, ben ne yapabilirim, borcumu nasıl ödeyebilirim, diye düşünüyorum.

Mesela ekolojik beslenebilirim, zehirsiz temizlenebilirim, temiz giyinebilirim, ben varım, sen yeter ki üret diyebilirim, talep edebilirim, yönlendirebilirim.

Ben yolumdayım, biliyorum ki bana eşlik ediyorsunuz. Herkes ve her şey için. 🐝


Prova, içerik, konuşma, yemek dâhil her an için TEDx Bilgi Üniversitesi ekibine çok teşekkür ederim. Herkes bir harikaydı. ❤

Sayelerinde "Yapmak istediklerim" listeme bir tik attım. ✔


TEDx konuşmam:

"TEDx konuşması yaptım" vlogu:


Konuşmanın tam metni:

"Orta sınıf öğretmen bir ailenin ortalama bir çocuğu olarak taşrada doğmuşum, taşrada büyüdüm. Bir çocuğun konuşması gerektiği zamanda konuşmaya başlamışım, memeden kesilmesi gereken zamanda memeden kesilmişim, yürümeye, koşmaya başlamam gerektiğinde başlamışım.

Her şey normal, sıradan, ortalamayken 2,5 yaşında bundan 33 yıl önce, tam bu sıralar, yılbaşında bir hafta önce, yani gerçekten tam 33 yıl önce birden konuşmam bozulmuş, sesleri ağzımdan çıkartamamaya, yürürken takılmaya başlamışım. Teyzem bizi yeni yıl için ziyaret ettiğinden dolayı ona şımarıklık yaptığımı sanmışlar. Ama bu semptonlar hızla arttığı için bir sorun olduğunu anlamışlar ve hastaneye götürmüşler. Hastanede hekim sorunun kriz halinde olduğunu düşünüp üniversite hastanesine sevk etmiş. O hastaneden, üniversite hastanesine gittiğimiz süreçte her şey giderek kötüleşmiş ve konuşmaz, yürüyemez, hatta kafamı tutamaz olmuşum.

Çocuk felci.


Bedenim o kadar hareketsiz ki, şunu anlatıyorlar: dayıma görmek istemişim, o gelene kadar bedenim iyice durmuş. Yatakta yatıyorum, kafamı çeviremiyorum, dayımı kapıda görmüşüm sadece gözlerim oynuyor, bir damla yaş.

Her şey kötüleşince acil ameliyata almışlar, hekimler annemi eve göndermelerini istemişler. Çünkü yaşamamı beklemiyorlarmış.

'Tamam yaşadı ama yürümez, konuşmaz' demişler. Yürümez, konuşmaz.

Sabah 5’te telefon, babam; alo değil 'Utku yaşıyor' evde bir bayram havası.


Bugün burada minik adımlarla size hikayemi paylaşıyorum. Çünkü ameliyat ve sonrasında fizik tedavi sürecinde hekimler, hemşireler ve ailem hep benimleydi. Önce bilim, sonra emek ve sabır sayesinde ortalama hayatıma geri döndüm.


Ben sadece kendisi için yaşamayan politik bir ailede büyüdüm. Akşam yemeklerinde ülke gündemi konuşulurdu, haber kanalları izlenirdi, şimdi tüm gün haber kanalları daha doğrusu haber yayınları açık.

Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.

Örneğin nar yedikten sonra hayatını 4 yaşında kaybeden Saliha. Nar üretilirken börtü böceği öldürmek için kullanılan ilaç dediğimiz tarım zehirleri, kabuktan meyveye sızdığı için hayatını kaybeden Saliha’nın haberi içim parçaladı. Saliha’yı hiç tanımıyorum, maalesef hiç tanımayacağım da.

Sadece meyveyi tüketen çocuklar mı? Hayır. Üretim esnasında etrafında olan çocuklar da. Zehirsiz Sofralar Konferansı edindiğim bir araştıramaya göre, Harran bölgesinde pamuk üretiminde yapılan bir çalışmaya göre, tarım işçilerinin solunum yolları pamuk üretimi başlamadan önce ve tamamlandıktan sonra kontrol ediliyor. Sadece 3-4 ayda bedenlerinin çok ciddi hasar gördüğü ortaya çıkıyor. Daha kötüsü tarım işçilerinin evlerine gittiklerinde, giysileriyle taşınan atarım zehirleri çocuklara zarar veriyor.


Benim yaşamamı, yürümemi, konuşmamı sağlayan kişilerin bir kısmının çocuğu var, bir kısmının yok, bir kısmının var mı bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki, bir çocuğun yaşama hakkını savunmak için çocuğumuz olmasına gerek yok.


Peki Utku sen ne yapıyorsun çocuklar için? Derseniz, ortalama hayatım devam ediyor, bu kez taşrada değil, kentte. Kadıköy’de, bir apartman dairesinde.

Ekolojik besleniyorum, zehirsiz temizleniyorum, temiz giyiniyorum. Evimde bir çöp kovam yok.

Sosyal girişimci, içerik üreticisi ve çevre aktivistiyim. Bildiklerimi, öğrendiklerimi, denediklerimi olabildiğince kişiye aktarıyorum.

Beni ilginç yapan şeyin evimde çöp kovası olmaması olduğunu biliyorum. Çöp kovam yok; çünkü içine atacak bir şey bulamıyorum.

Bana sürekli tüketmemi söyleyen hızlı tüketim kültürünü kabul etmiyorum. Almayınca, atmıyorum. Tek kullanımlık petro kimya türevi plastik kullanmıyorum. Kullanmayınca atmıyorum. Kullan at, kullanma atma. Toprağın, suyun, tohumun, emeğin kıymetini biliyorum. Gıdamın her bir zerresine kıymet veriyorum. Atamıyorum; yiyorum.

İhtiyacım kadar alıyorum, evet. İsraf etmiyorum, evet. Ayrıca çöp olduğu düşünülen kısımlarını da yiyorum ve kompost yapıyorum.

Ekolojik besleniyorum. Ben bir nar yiyeceğim diye, o narı toplayan üreticilerin ve işçilerin çocukları zehirlensin istemiyorum. Tarım zehri atmadan üretim yapan üreticilere sen yeter ki üret ben buradayım diyorum. Onlara bir garanti veriyorum ki, zehirsiz nar üretmeye devam etsinler. Önümüze gelen herkese anlatıyorum ki, herkes zehirsiz nar alsın, yan bahçelerdekiler de zehirsiz nar üretsinler. Böylece çocuklar zehirlenmesin, kimse zehirlenmesin, hiçbir şey zehirlenmesin.


"Ülkemizin bereketli toprakları" diyoruz ya, yanlış diyoruz; "ülkemizin bereketsiz tozları" dememiz gerekiyor. Ülke topraklarımızın %88'inde sağlıklı bir toprakta bulunması gereken bakteri miktarının olan %2’den az bakteri buluyor. Literatüre göre bu toprağa toz diyoruz.

Mikroorganizmalar topraktaki mineral ve vitaminleri meyvelere verirler. Fasulyenin arama motorlarının iddia etti o magnezyum değerlerinde olmadığını biliyor musunuz? Çünkü bakteriler magnezyumu fasulyeye veremiyorlar. Biz de hak ettiğimiz magnezyumu fasulyeden alamıyoruz.

Fasulyenin hak ettiği magnezyumu alamamasının bir nedeni de tohumun değişmesi. Artık her yerde yerel tohum değil, hibrit tohum var. Sadece tohum kaynaklı vitamin/mineral kaybı en çok B vitamini ve demirde yaşanmış. Hepimizde B vitamini ve demir eksikliği var.

Tohum firmalarının aynı zamanda tarım zehri, aynı zamanda da gıda takviyesi satması ilginç değil mi?

Hem gıdayı nitelikli üretemiyoruz, hem biz yeteri kadarını kullanamıyoruz, üstüne zehirleniyoruz, hem önümüze gelen börtü böceği öldürüyoruz, hem de bize emanet edilen topraklarımızı toz haline getiriyoruz. Elimizden uçup gitmesini izliyoruz.


Günü kurtararak doymaktansa, hep birlikte beslenebiliriz. Birbirimize sarılıp gezegeni onarabiliriz. Toprağı sağlıklı hale getirip iklim krizini tersine çevirebiliriz. Bunu da tohumumuza, toprağımıza, suyumuza, havamıza sahip çıkarak, tüketim alışkanlıklarımızı minicik dönüştürerek yapabiliriz.

Örneğin bu hafta alacağımız bir narla harika bir başlangıç yapabiliriz. Kendi filemizle zehirsiz nar alabiliriz. Sonraki hafta bir daha, bir daha. Sonra eşinize dostunuza söyleyebilirsiniz. Hep birlikte “Üreticiye sen yeter ki üret, ben burdayım” diyebilirsiniz. Alabileceğimiz birçok yer olmasına rağmen, eğer kentinizde yoksa belediyemizden üretici pazarı / ekolojik Pazar talep edebiliriz, gıda atıklarımızı çöp olmaktan kurtarıp kompost yapmasını isteyebiliriz, devletten kendi tohumuyla üretim yapan üreticiye teşvik vermesini ve tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını talep edebiliriz. Yaptıklarımız hiç işe yaramıyor demeyin. Bir de bunu deneyelim.

Bu hayatın benim ikinci şansım olduğunu düşünüyorum, hayatımı kurtarmak için çalışanlara ve bana bu toprakları emanet edenlere borcum olduğunu düşünüyorum. Ben yolumdayım. Bana eşlik eder misiniz? Herkes ve her şey için."


(Çocuk felci değil aslında, Guillain Barre Sendromu)


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.🎈

Sevgiler,

Utku