• Utku Yılmaz

Somalı Genç Kadını Yalnız Bıraktık

Genç bir kadın. İsminin hiç önemi yok. Soma'da yaşıyor. Muhtemelen Somalı, olmadı Balıkesirli. Gencecik, 20'li yaşlarının başında olduğu çok belli. Genç yaşta severek evlenmiş ya da tanıdıkça sevmiş. Yine genç yaşta çocuk sahibi olmuş. Önce sevgili eşini kaybetmiş Soma faciasında, ardından tam 1 sene geçmişken güzel evladını. Evladının hasta olduğunu Soma faciasında ölenlerin isimlerini Facebook'a teker teker yazdığım günlerde öğrendim. Muhtemelen psikologların bu yaptığım ile ilgili bir açıklaması vardır. Katliamlarda kaybettiğimiz -neredeyse- herkesin isimlerini tek tek yazıyorum. Hesabına ulaşabiliyorsam, uzun uzun bakıyorum. Onun dünyasına kısacık bir anla ve çok uzaktan da olsa giriyorum. Kendime de acı çektiriyorum. Artık geri dönüşü olmayan ölümüne, yaşamdayken paylaştığı şarkılar ile selam gönderiyorum.


Bu genç kadının, sevgili eşinin ve güzel evladının yaşamına da böyle girdim. 301 madenci ve yakınlarının yaşamı arasından belki de onunkini seçtim.

Acısı azalır mı umuduyla, ara ara profiline bakmaya başladım. Azalmadı, arttıkça arttı. Soma faciasının üzerinden 1 yıl geçmişken, haber sitelerinin ve gazetelerin iddiasına göre eve para girmemesi dolayısıyla tedaviye devam edilemediği için evladını kaybetti. Gün be gün "Bugün iyiye gidiyor" yazmasına rağmen kaybetti.

Evladının acısı, eşinin acısına tuz biber ekti. Bir kişinin fotoğraflarını paylaşırken, iki kişinin fotoğraflarını paylaşmaya başladı.

Bu günlerde önce otomobil kullanmayı öğrendi, ardından işe girdi. Çevre şehirleri gezmeye, eş dost düğünlerine katılmaya devam etti, ediyor. Ancak vakit gece yarısı oldu mu, bir şiir ya da şarkı paylaşarak "Neden beni yalnız bıraktınız?" diyor sevgili eşi ve güzel evladına. O yalnızlığından bahsettikçe ben kendimi kuyulara düşmüş gibi hissediyorum. Her sözcükte, her cümlede, her noktada, virgülde.


Gün İçinde Acılarımızı Bastırıyoruz

İnsan gündelik hayatın içinde koşuştururken, acılarını bastırıyor. Ancak karanlık çökünce kendi ile baş başa kalıyor. Bu genç kadın kendi ile daha fazla baş başa kalıyor.

Soma davasının da kendisi gibi, yalnız bırakıldığını düşünüyor. Mahkeme salonlarının boş kalmasına itiraz ediyor, sahip çıkın davanıza diyor.


İlgimi çeken bir nokta: evlendiğinde başı açık, günlük yemeni takan biriyken, giderek yemeni taktığı anlar artmış. Sonra türban takmaya başlamış. Son baktığımda vücudunu kapatan uzun üstler giymeye başlamıştı. Ancak eski -başının açık olduğu- fotoğrafları kaldırmıyor; hatta çocuğu ve eşinin fotoğraflarını paylaştıkça kendininki de eklemiş oluyor. Giderek dindarlaşıyor mu, kendisini mi suçluyor, yoksa bu yönde tavsiye mi aldı acaba?


Biz Öldürdük

Ben toplum bilimci ya da psikolog değilim. Bu yazdıklarımın hiçbirini bilimsel olarak analiz edemem. Uzun süredir takip ettiğim bir yaşamı üç beş sözcükle yazmak istedim. Geçtiğimiz yıl Anneler Gününü kutlamak istedim; ancak ne yazacağımı bilemedim. Acısını hatırlatır mıyım diye düşündüm. Elbette ki acının daniskasını çekiyor, benim birkaç cümlem neyi değiştirir. Önce eşini öldürdük, sonra evladını; yetmedi seni mahkeme salonlarında yalnız bıraktık desem…

Utku