• Utku Yılmaz

Almıyorum, almıyorum

Kendi kendime iddiaya girmeyi pek severim, bilirsiniz. "Almamayı" da şımarık bir beyaz yakalı iddiası olarak başlatmış gibi görünmek istemediğim için, yeni iddiama başlarken bahsetmemiştim. Ne zaman ki "Almıyor gibiyim" dedim, çeyrek raporu verdim. Fena gitmiyordum.


Sonra bahar geldi, biz dışarı çıkmaya başladık. Evde, ofiste, kapalı yerlerdeyken satın alma dediğimiz eylem (hobi, alışkanlık, eğilim, iş ve dahası) İnternet'e, TV'ye, arkadaşlarınıza bağlı bir şeyken dışarı çıktığınızda her şeye bağlı oluyor. Her şey, herkes güzel oluyor.

Baharın epey zorlandım. Bilhassa tatillerde. Magnet olsun, kupa olsun, kartpostal olsun, şal olsun. Alınıyor yani. İşime yarayıp yaramamasının ne önemi var ki! Anı olsun. Buzdolabımda, giysi dolabımda dursun. Kazanıyorum, harcamayayım mı! Sevmezsem atıveririm! Peh.


Yunanistan ve Hollanda tatillerimi alışverişsiz geçirdim. Satın aldıklarım yediklerim ve içtiklerim oldu. Onlar da bana kalsın. Bir de Eskişehir'e gittim, hiçbir şey satın almadan döndüm.

Bundan sonraki tatillerimden umutluyum, örneğin önümüzdeki hafta minik bir deniz tatili yapacağım, zorlanacağımı sanmıyorum. Deniz ya da kar tatillerinde satın alma eğilimim düşük, gözlemlediğim kadarıyla, genellikle gezi tatillerimde alışveriş yapıyorum. Zorlu iki tanesini atlattığıma göre tamamdır. Sadece Zaanse Schans'taki peynir bıçağı takımı ve bisiklet zillerini unutamıyorum ühühhü AMA ALMADIM ALMADIM.


"Bir yıl boyunca hiçbir şey satın almayacağım" kararımı kimseye söylemedim, blogu takip eden ender sayıdaki arkadaşım öğrendi sadece. Bu da beni biraz zorluyor. Bir de mouse'm bozuldu. Ofisten bir tane aldım; ama ağır ve kablolu. Hakkımda hayırlısı.


Almıyorum, almıyorum.

Utku